Şiirler - 4

.

Aslı / Yaba Edebiyat Dergisi sayı 103

Şiir kırılır öyküsü içinde mahpus
En değerli varlıktan geçer demokrasi
Mutlak monarşinin reformunda

Ebenneka namuslular
Acar namussuzların burjuvazisinde çözüldü
Fırsatlara eşitsizlik dokundu
Gölgelerin kirli gücü adına

Aslı'nı yaşatır 
Aslı'na yabancı her devrim. 



Bilen / Kurşun Kalem Edebiyat Dergisi sayı 45


Portakal kadar kıymetimiz kalmadı 
Herkes renksiz ve vitaminsiz
Resmimiz başıboşluk 
Nereye kaçsak kan tadında sıkıntı 
Kime gitsek ağlak duyarsızlık

Sürekli ceplerimizi yokluyoruz
Aşamıyor tecrübelerimizin boyu 
Yaşayacaklarımızın kıyılarını 
Sindik temkinli olma halinden, ölmeye korkmaktan 
Kırılmaya korkmaktan, yalnızlığa…

Kendimizi kovalıyoruz sokaklarda
Yolculuklarımızın başlangıç meridyeni belirsiz
Değişti büyüdüğümüz kentler 
Kapandı okullar, unuttuk 
Yaptığımız güzel işleri 

Yüzyıllık ilişkilerimiz bir gecede bitiyor 
Hep aynı köşede, aynı reklam panolarını 
İlk kez okur gibi geçerken
Hüzünlü yüzümüz çıkıyor içimizden
“Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?” * 
Bilen var mı? 


Salgın  / Bireylikler Edebiyat Dergisi sayı 80

Gülmek, devrimci ismine yakışsın
Aramızda olmasa da arkadaşların
Ceviz, yapraklarını döker kuytu sulara

Türküler serinletir ayaklarını 
Ceketlerin yakasında salgın çocuk düşleri
Yolları dolduruyor bütün güzel kaçaklar.


E.K 


*Ahmet Erhan


.

Şiirler - 3

.

Sen, Yaz Gelir / Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi Temmuz 2015


Sen, yazı uğurlamaya geliyorsun
Keşişleme rüzgarları seni
Sesler duyuyorum, uykularıma dağılan yağmuru 
Denizi üzerimize bırakıyor, anlıyorum
Dudaklarındaki kumlu barış türkülerini 

Kalbin avuçlarımda duruyor her an 
Bu, aşktaki arttırılmış gerçeklik 
Güneş devrine ilk göçü oluyorsun leyleklerin
(Felsefe konuşuyoruz makarna üzerine Tanrım
Saçlarını yine örmüyor yapayalnız bir güvercin
Meyilliyiz kısa yoldan düşe kalka 
Devireceğiz İstanbul’un kapılarını, 
Bu yaz, günler hiç batmasa)

Seninle fazla mı romantik bu şehir
Kırmıyor insanlar birbirini, ben 
Kıramıyorum hiç kimseyi  (fark ettim
Arapları nesneleyerek şiirlere Piere Loti kahvesinde
Müslüman yarımada, yarımçağdaş, 
Yarımsonradangörme makyajı
Bir sana bir onlara hayranlıklar atıyorum)
Fısıltın türbe duvarlarında uzuyor
Gövdeme geciken tarihini duyuyorum

Sen, yazı uğurlamaya geliyorsun
Saatlerimizi eksiltiyoruz ömrümüzden
Aşk keskin çizgileriyle ayırıyor düşleri 
Erken uyanılmış izin günlerinin 
Süslü beyaz odalarında y a n ı y o r son kent!
(Dört yanını saran denize adımı coşkuyla bıraktım
Mavi kalsın için sonraki yaza kadar geleceğin günler)



Nedir Katı? / Akköy Edebiyat Dergisi Ocak 2015


I

Siyah-beyaz televizyonda çizgi film izler gibi yaratıyoruz hayatımızı
birbirimizi güldürmek için midemizden konuşmayı öğrendik
güneylileri anımsatan gülüşünün solosunu çıkıyor Jimi Hendrix
oyuncu güneşler ve hızlandırılmış okul müfredatları gibi 
alıştığımız rutinliğe yeniden bürünüyoruz.

Kaptan Custo’nun Müslüman olmasıyla saçlarının ne ilgisi olabilir 
birbirimizi duymak için kentin en kötü evinde yatıp kalktık
iç içe geçmiş sevmeleri cinsiyetimle tarttım
bir şiir kaç yalnızlık öldürebilir’in cevabını arıyorum.


II

Artık beni görme, yüzüm traşlı ve darmadağın
saçlarım lanetli! yüzüm korkunun Galata’sı
sanal ihtilalinden kurtardım sürgün edildiğim dost sözleri
iyimser telefonlar açtım, mahremimde yangınlar
Artık beni görme, yüzüm insanlığın orta doğu paftası

Yeni türüyordu bahar bu kez Araplar işin içinde yok
gün aniden altı saate devriliyor, çok seversek birbirimizi
yalanlarını durdurabileceğimize inanıyoruz dünyanın
haplanıyor bahar coplanıyor yaz, beni görmenin imkânı yok


III


Hurdaya çıkmış gençler yerleşiyor siyasi tarihime
seninse gözüm üzerinde dediğin parmak sallamalarını özlüyorum
bizi bekliyor toprak temelli ve azar azar
sanki bir ağ deniz yerine göğe atılmış
yeryüzüne çekiliyoruz, çok mutluyuz.

Beni bilinçli yüzünle imtihan et, 
dilimde koordinatlarını yitirmiş mızrak gibi ağrı
şehirle sevişmesek de ilk yağmurda sel alıyor sokakları
Dokunduğun yer kırılıp dağılıyorsa; dokunma!
söylediğin dil batıp yakıyorsa; söyleme!
dizini kır, sana gönül koymaz bu değirmen
bak bana: 
çıkrık’ın dönüş sesinde kaldım 
ne kuyu kısaldı ömrümde ne kovalar doldu



E.K


.

[ Mini Öykü ] Tüketim

.

- Oh My God! I want it baby! [ Tüketmeden Önce ] 

- Hmm! Yeah! [ Tüketirken ] 

- Fuck The Shit Up! Fuck Off!  [ Tükettikten Sonra ] 

.

E.K

.

Şiirler - 2

.


Usta / Şiiri Özlüyorum Dergisi Temmuz 2017

Kendiliğinden olmaz takdir ve saygı
Şiirin kıyısından bir tablonun ucuna
Uzun uzadıya söylenceler, nutuklar ve ideoloji
Beyaz yaka kahkahalarla zaafların üzerini örtmek
Gidip oy vermek hiç yumruk sıkmamış ellerle
Borsada para kaybetmek ve geceleri
Dua etmek ertesi günün boş kazançları adına

Kadere eğilişimiz yaratılıştan; atlara eyersiz binişimiz
Her tiyatro salonundan geçeceğiz: bu bizim tarih anlayışımız
Unutuşun değişmeyen kızıllığını özleriz çünkü
Gelmiyorsunuz, gelmeyeceksiniz ve avunmalar hiçbir şeye benzemiyor
Bir yerlere varmış olabilirdik yarenlik serüvenimiz başlamadan

Kulluk çöldür, insan ruhunu aşk nemlendirir
Çok okunan kitaplara ait geceler kurtarır geleceği
Savaş sonları okunan eksik mektuplar mahvetmiştir geçmişi
Sakın karşımızda fiyakalı yürüme ey ölüm!
Senin ustalığın kadar bizim yenilgimiz var
Biz seni nesillere anlattık 
Sen kendini henüz tecrübe etmedin.


Vakit / Yaşam Sanat Dergisi Mart 2018

Sesimi gizledim dağların konuşmasını yüceltirken
Kuşların dualarını öğrendim gizli sesimle
Gülün, güneşin doğmadığı saatte açtığını
Demirler gördüm başaklara eğilen
Kapılar kırıyordu başaklar 
Bir çocuğun uyuması gibi bozkırda
Kurak ve çatallı

Her bahar aşkı kuşanır
Gölgesinde heyecan unutulan ağaç
Denizlerin adı esmer defterleri doldurur
Hayat, devasa memeden insanlığın gözlerine
İnatla damlatır can sütünü
Az gelişmişlik bulur türkülerinden ağıtlar çoğaltan ülkeyi
Azığından masallar dağıtır çığırla
Karşı bir ayaklanma gibi yıldız kayar
Aramızdaki betonlara yaslarız başımızı
Yıpranmış gücü kalır anıların

Şiirini yazdırır sürgün, ussuz bir kan çıplaklığı ayırdında
Sıcak ekmeklerin yabanlığınca kokar insan
Töre kokar tutsaklık
Vaktin geldiği bilinir yatsı ile sabah arası
Ezilir ölüm
Gençliğe çürüyen ter karşısında
Cinnetin dönüşleri biter.


Aşil / Şiiri Özlüyorum Dergisi Mayıs 2016

İş çıkışı, okul çıkışı, bar çıkışı, acil çıkışlarda terk edildim
Taksiler bekliyordu kapılarda sarı sıra
Kafamız güzeldi ve devlet bu yüzden vergilendiriyordu bizi
Savunmamız yoktu, avukatımızı dövmüşlerdi
Hiçbir avukat bakmıyordu tanrı ile aramızdaki davaya
Bozuk para gibiydim sadece mendilciler için ayrılan
Senin için bir işe yaramadan, kahvaltı hazırlayamadan
Şemsiyeni taşıyamadan, uykunda sarılıp ısıtamadan
İş çıkışı, okul çıkışı, bar çıkışı
Beni en güzel şiirimi yazdığım gün terk ettiler.

Neden terk ettiler? Neden terk ettin?
Seni bir siyahı tutar gibi tutmuştum zihnimde
Seni sözcüklere baş harf ilan etmiştim 
Bütün bilim sendin, teknolojiyle bütün kıyas
Devrimi adınla çoğalttım, dinleri yüzünle ezberledim
Seni kötü filmlerden sakındım, detone seslerin avlusundan
Mitralyöz bakışlı adamlardan korudum 
Makyaj ve çorap fetişisti kadınlardan kaçırdım
Her gece yirmi beş derece oda sıcaklığında
Uyumadan evvel saksı çiçeklerini odadan çıkartarak sevdim
Bu şiiri The Doors dinlerken yazıyorum 
Stand by’da yalnızlığım ruhumu güzel yoruyor. 

Bu şiiri seni düşünerek yazmıyorum, seni affederek yazıyorum
Alnıma çizdiğin aksak çentikler
Tehir edilmiş kalburüstü idealar uğruna affederek
Geri gelmeyecek bir deyim, yeri dolmayacak bir doyum 
Ve asla yaşanmayacak gözyaşlarımın yanılgıları için yazıyorum
Yağmalanan koleksiyonlardan terk edildiğimi biliyorum
Yakılan kütüphanelerden 
Süslü poşetlerde sayfa sayfa soyunarak 
Soyunurken mayınlarımı sayfalara boşaltarak terk edildiğimi biliyorum
Hürriyet bir nüsha gibi bakıyor geçmişime
Aşil topuğumdan malulen ölüyorum.

.

E.K

Şiirler

.

Biter / Edebiyat Ortamı Dergisi Eylül 2017

Denizler biter 
Kıyı, alelade bir can çekişmenin 
Ayrılık yüzü olur.

Karanfil alır düşkünler 
Hayallerin bıraktığı köşelerde 
Sokağa fren sesleri taşınır.

Eski komşuların öldüğü haberi izler sırayı 
Tam düzeldi derken memlekette işler.



Göç / Eliz Edebiyat Dergisi Nisan 2017

Her sabah kendime uyanmıyorum
Sahte yaşamlar gibi
Sahte ölümler de oluyor
Hayata dönüş coğrafyasında

Küçülen inceliklerin hasta halleri
Sarsılan bütünlüğün üzünç yanı
Odalarında yağan anlamsızlık
Dört başı kararsız.

Kaybettiğinde sorar yolunu
İlk gördüğü gerçeğe
Bilmiyorum der
Ben de kendime sizin kadar yabancıyım.


Yüz Yüze / Ekin Sanat Dergisi Mayıs 2017

Hala hayattayken 
Çayırlarımızı geçelim 
Çamurlarımızı paylaşarak

Hala birlikteyken deniz ve gök mavisi
Sırt verelim yüceliğine barışın
Sınırsızlık özleminde

Yaşımızı ilerletmeyecekler yüz yüze
Gel, çocuklarımıza şimdi ağlayalım


Esmer Sokak / Caz Kedisi Ekim 2017

1. Cohen şarkısıyla sokağı yarattı Tanrı
Seni üzerinde dalgalandırarak yürüttü

2. Sene aniden doksan dokuz oldu 
Yılbaşını bu mavi yalanda kutladık

3. Kimse inanmasa da sokak oradaydı
Saçların esmer bir melek gibi oradaydı

4. Sokağı kuşkuladığın her şarkı Tanrı’sına döndü
Kendini kuşkuladığın her melek saçlarında sarardı

5. Ateşini yükseltiyorum zambağın 
Doygunluk hissi vermiyor dünya


Anma / Şehir Edebiyat Dergisi Eylül 2017 

Anmalısınız avucunuzdaki tohumu
Taşmalısınız olanaklarınıza
Sabahı bileklerinde ıslatan ölüm 
Sever insanlığı.

İlim işler aşk yoğurmak 
Sığdırmak kalbinize o uzun atlıları 
İnsanlar dirilir mutsuzluktan

Kalbiniz geçmişti yatağımızın leoparından
Burada bilinmeyenin unutulmazlığı 
İnsanlar uğurlar kendilerini

Bunlar, onlar olmalı! Sizin.
Miyop bir göz ağrısıyla aynanızdan 
Adımdaki kargaşalığa çatlak.


E.K


.