021. Şarkı

.

Şimdi haberler:

Şili'de 69 gün sonra kurtarılan Luis Urzua ve kurtarma ekibinin lideri Rodrigo Reveco, 43. gününde çoktan unutulmaya bıraktığımız Soma madenlerine geliyor. 

Onlar unutmuyor.

Yayınımız Müzeyyen Senar'dan bir nihavend şarkı ile devam ediyor: Unutturamaz Seni Hiç Bir Şey 


.


020. Yıldırım Ordular Grubu

.

Lafı ağzında evire çevire bana bir şeyler anlattığını sanma, bu numaraları çocuklar bile yemez. Tekrar başla ve tane tane doğru biçimde...

Hop hop dur bakalım! Mevzunun Allah kısmı seninle benim aramdakini değiştirmez. Sapla samanı karıştırırsan en başa döneriz. Afrika'da doğan neden siyah'tır sorusunu geceye sorarsan sabaha güneş'le sınanırsın, sakinleş, tekrar düşün...

Bak bu konuda haklısın; dünya yaşlı bir kaltak edasıyla politikacılara güzel köşelerini pazarlıyor, peki eline geçti? Ozon tabakası inceldi, buzullar eriyor, ağaç kıyımları o biçim, toprak çölleşiyor, denizlere boşalttığımız atıklar yüzünden deniz canlılarının nesli tükendi, göç yollarına hava alanı yaptık, yaşam arazilerine duble yol ve gökdelen bakanlığı... Peki çözüm?

Kötülüğün eşiğini geçen ellere kelepçe vurmadan Yıldırım Ordularını* toplasan ne fayda. Kapital arzu, midesindeki boşluğa masum doku'larla hükmediyor.



*Yıldırım Ordular, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı'nda Filistin-Suriye-Irak cephelerini savunmak için Almanlarla kurduğu ordu grubu.

.


019. Kaldırım dırım dırım!

.

Okuduk, okumadık. Yazdık, yazamadık. Çalıştık, çalışmadık. Toprağa vurduk, toprağı unuttuk. Elli haneli kasabalarımızda tarihimizi kaderimizle oluşturduk. 

Yaşam her anıyla ölümü göze almaktır. 

Evden çıktığımız her sabah göze aldığımız ölümün Türkiye kaldırımında yürüyoruz. Kaderimizin tarihe yansıyan gölgesini oyun mu yoksa karanlık mı geçeceğimiz deneyim ve yeteneğimize bakıyor. 


KORKMA. 
Gölgeni oyuna çevir.

.

018. Atıl Kapasite Aşk

.

Sevmeyi bilenlerden olduk. Dua ile.

Önce yolundan şaşmamayı öğreneceksin. Yolu bilmek mühim değil, yolda olduğunu bil. Ayakların sıcağı da hissetsin soğuğu da. Zaten hissetmiyorsa ya da sarsılmıyorsan her adımla - yol seni silkelemiyorsa akrebiyle yılanıyla zehirlemiyorsa yol yeryüzünü bir delikten sunmuyorsa ve sen şehrin en kanayan caddesinde ağzını oluğa dayayamıyorsan aşkın ringine havlun çoktan atılmış demektir.

.



017. Turuncu Turşucu Sokağı

.

Uzun soluklu susalım; karşılıklı susarsak iletişimin daha iyi olacağına eminim. Tek başına da susar insan, yalnızken. Sonra ne olur biliyor musun? Düşünmeye başlar. 

En son düşünmeye başladığımda kendimi bir kitabın içinde sık sık tekrarlanan harfler olarak gördüm. Biz aynı kalırken girdiğimiz form değişedurdu. Yine sık aralıklarla yönlendiriciler düştü önümüze; virgül oldu, noktalı virgül, soru işareti, ünlem, üç nokta. Onlar aramızı doldurdukça sesimiz değişti, manalarımız kendi'liğimizden başka yerlere gitti, geri getiremedik. 

Ve nihayet yine susmaya karar verdik!Okunmak için.

.


016. Budha'nın Penaltısı

.

Hırsızlığı bilip saklamak sır değildir. İllüzyon sırrın neon halidir. Ancak rüşvet illüzyon değildir. 
Küfrün en hayırlısı muhatabın yüzüne karşı edilir.

İki kişinin bildiği sır değildir. Kiralar yüksek. Hayat ucuz. 
Rıza mı Reza mı bir dangalak çavuş haksız yere penaltı kazanıyor. Hakem tanıdık olunca...

.


015. Soru - Cevap!

.

Her gün ne'yi değiştiriyoruz? Her hafta evimize nasıl bir yenilik katıyoruz? Her ay ailemiz, iş arkadaşlarımız, komşularımızı kapsayan 'çevre'mizi nereye taşıyoruz? Her yıl başında yeni yıldan dileklerimiz ile her yıl sonunda ettiğimiz duaların karşılaştırması nasıl?

Cevaplar:
Kıyafetlerimizi. 
Faturalarımızın artan eğilimi. 
Daha fazla ayrımcılığa / ırk ayrımı / inanç ayrımı / renk ayrımı / maaş ayrımı / cinsiyet ayrımı.
İşçiler ölmeye devam ediyor. Kadınlar ölmeye devam ediyor. Çocuklar ölmeye devam ediyor. Eğitim paralı, Sağlık pahalı, Güvenlik yok. 

Kendini en sevdiğin yerden ELEŞTİR!

.


014. Bu Mektup Sana!

.

Bu dışlamacı yanın yok mu? Hep o kaybettiriyor SANA... Nereden nasıl bulaştı, aramıza sızdı, kanına girdiyse yıllardır yıllardır ötekimizi göstermeyecek bir bahane ile karşılıyorsun diğerini. Renkler, sesler, harfler hatta hayaller. Yapma! Ayıptır her şeyden önce. Yalnız "ben" diyerek yaşayamazsın bu coğrafyada. Yalnız "sen" diye yaşanmayacağının da farkındasın. Kimsenin kimseden üstün yanı olmadı hiç. Ortak akılla yürürüz, ortak ülkü ile gelişiriz, ortak vicdan ile tutarız pürüzlü ellerimizden.

Birbirimizi duymamak için sebepler çoğaltmanın anlamı yok. Evet bir anlamı var, düşmanlığın zehirli bahçesine kapı açar. Farklılıklarımızı kabul etmemenin anlamı yok. Evet bir anlamı var, bizim dışımızda gelişen dünyaların zenginliklerine perde çeker. Hamasi duygularla yalnızlaştırılmaya izin verme. Kaybettiğinin farkına varamıyorsun. Boğulurken öldüğünün farkına varamıyorsun.  

Sağduyunu, iradenin vitrinine koy.

Yine kendini en sevdiğin yerden eleştir. Lütfen!


     

013. Ayrıntı İnce II

.

Ayrıntı incedir diye bitirdim de devamını getirmeye fırsat olmadı. Oysa Ayrıntı'yı ayrıntıya inmeden İncedir ile örtemezdim. Örnek vermek istiyorum ısrarla, perdelerin duvarların ve esas kadının elbisesinin aynı renk olması tesadüf olamaz. Gölgelerimizin karaltısıyla fotoğraf negatifleri arasında ayrıntılı bir ilişki var. Özgürlüğe dair heykellerin kent meydanlarını beklemesi de keza... Unutulan rakı balık sefalarına küresel ısınmanın rüzgarlı haziran akşamları sunması. Çocuğa inan ve düşe kalka büyü. 

KORKMA
Karneni mezarlığa götür.


.

012. Ayrıntı İnce!

.

Çocuğa inan. Sen de düşe kalka büyü.

Ayrıntı incedir!

.

011. Başlıyor Yine!

.

Soğuk demirin vuruşu, gecenin en ayaz olduğu ve hatta kendini sessize aldığı o yerde.
Ölüm korkusu zalimliğince kör. Ah! Başlıyor. Süzülerek alnımdan.
Başlıyor yıldızların altında kalmak gibi diri'lerin  peşinde koşan ağıt denizi.
Göğüs göğüse açılmış çiçeklerimizin kökünden patlaması. 
Dünyanın bütün dillerinde bağırıyor: "Yeter Yeter Yeter"
Durmaksızın yanıyor etim. Başlıyor yılgın mesai, kaybettiğim yarınım, bulduğum çürümüş tohum.
Hem korkuyorum hem korkmuyorum.

Bir rahmin içine düşürülüp unutuldum.

.


010. Tek Mi Çift Mi ?

.

Hayat denklemi orantısız!
Sarı Sarman kuyruğunu sandalyenin bacaklarına dokundurarak geçti. Avucumda bahçeleri dolaştığımın izi pelinotu kokusu. Uzaktan fokurdayan çaydanlık kadar bir rutubet sıcaklığı. Bir çay daha istiyorum kahveciden.

İşçiler akşam namazına yetişiyor önce temizlenecekler, yemek sonra, dedim ya; hayat denklemi orantısız! Aç açına çalışmak, yorgun argın ibadet ve gözlerin kapandı kapanacak direnciyle kuru fasulye çala kaşık ortaya konulan kaptan, yanında acı soğan. 

Uyumadan önce içtiği son sigaradan gözünde iskambil kartlarının uçuşan bulutu var. Kahveci kapatmak için son masayı bekliyor. Kupa kızının bacak arasına bastırıp söndürüyor kalbinin yanan ucunu. Hanım, çocuklar çoktan uyudular. Düşünde papazı öldürüyor ter içinde, kaçıyor alacaklı ailesinden. Sabah ezanı oluveriyor, sigara yok! Kahveci ocağın altını yakıyor.

Hayat denklemi orantısız!
Fırıncı daha erkenci, çoktan hazırladığı ekmeği ve gazeteye sarıp yanına aldığı beyaz peyniri ile giriyor kahveye. İlk çaylar şirketten. Sabah namazından gelen iki-üç ihtiyar dağılıyor diğer masalara. Gazeteci günün ilk siftahlarına gazeteleri getiriyor. Tazelenen çaylarla birer birer açılıyor sayfalar. Yeni bir haber yok Allah memlekete zeval vermesin: Kadına cinayet, çocuğa tecavüz, tribünde kavga, metropolde sel, ekonomik büyüme, paralel sıklet sansür...

009. To Be Rich or To Be F.cking Poor!

.

Kentsoylu bir yılışıklıkla önce; sonra iğrenmeyle karışık küçümser takıntılarla geçti gölgeniz dışı tezek sıvalı tek odalı evimizin tavanından.

Hasta kızınız varmış (iyileşmesi mümkün mü Allah bilir) bir de geceleri uyurgezermiş karınız. Komisyoncu babanızla anlaşabilseydiniz daire'de size bir masa ayarlayacakmış dediler lâkin zengin olmak aileden de fedakarlık ister azizim!  
Coconut Shrimps* alır mıydınız?




* Coconut Shrimps: Hindistan cevizine batılırıp yağda kızartılmış karides. Karayip Mutfağından
.


008. Ağrıyı Kundaklamak

.


yani öyle!
Çocukları okula gönderince başlar; onlar okuldan dönene kadar temizlersin evleri.
Onların dersleri zorlaşır her yıl, 
Senin ise uykun ağırlaşır.



.

007. Borç Yiğidin Filikasıdır

.

Sportif bir yabanilik var üzerinde. Göğsüne koli bandıyla üç kez sarılmış dinamitleri fark etmelerinden çekiniyorsun. Gözünün önüne zeytin ekmek yediğiniz sabahlar geliyor, ter damlıyor köşeli alnından cilalanmış mermer zemine. Yüzünün beyazlığını yerden seziyorsun. Zeytinler bile köşe bakkalından alınma değildi o zamanlar. Komşunun bahçesindeki ağacın altına dökülenleri toplardı annen. Yağa yatırırdı değişecekmiş gibi kaderi, hayatınız gibi sert ve acı. 

Sakıncayı öğrendin, taşlı sopalı kız kavgalarından geçerek. Milliyetçiliği sevdin yabancı toplu taşıma otobüslerinde. Yabancı sigaralarla başladın otlakçılığa ve ilk aşkı yaşadın kırk lira vizite ücretine yabancı memenin tadında. Görgü tanıklığı yaptın en milliyetçi kıyafetinle, kürt arkadaşlarının aleyhine. Tanrı sana etnik düşmanlığın elçilik vaazını bağışladı; ibne diyerek kovaladığınız sarışın çocuk abinle ayrı eve çıktı. 

Sportif bir yabanilik var üzerinde. 
Pimi çekmeden önce masa altından müşteri temsilcisinin naylon çoraplarına dokun. 
24 yıl vade!

.   

006. Kaplanın İç Kanaması

.

Yüz yaş, insan, şiir. Oktay Rifat avukattı. Bazı mesleklerde yüz yaşına değil bin yaşına da girsen adına bir sergiyle anma düzenlenmiyor. Avukatlar buna dahil. Polisler... Başbakanlar... Yer altında ölmezlerse MADENCİLER.

On yaşındaki Emine'ye on üç yaşındaki ablası Zeliha akşamları kitap okuyor. Annenin sesi kısık. Gözleri şiş. Düğümünü çözmeden gecenin / saçlarını çözme diyor O.Rifat. 

Bugünden sonra yemin ediyor Emine gecenin düğümünü çözmenin yolunu bulacağına.
Bugünden sonra yemin ediyor Zeliha geceye düğüm atanlara hesap soracağına.
Bugünden sonra saçlarını çözmüyor Anne.  


.