Gazze

.


Bütün cephelerde salıncaklar yer çekimsiz
Buğdayın sıcaklığı kadar candık
Enkazlara adanmış fikirler uğruna.

Zorunlu karanlığınızı vurduk sığınaklarda
Yine de dünyasız kaldı Filistin kuşları
Kaleminizi kırdı perişanlığımız.

İndirimli Asya'nız kuponlu Avrupa'nızla 
İnsan milyonlarcanızı kalbine sığdırabilir.
Bal gibi üzer finans hareketleriniz
Çıt çıkmayan kan akşamlarında.


E.K  - İnsancıl Dergisi Şubat 2017



Acılar dağında tutunduğumuz şiir halatları: Bejan Matur ve İhsan Tevfik şiiri

.

Acının coğrafyasında yaşıyoruz. Üstelik bu acı günümüze ait değil. Toprağımızın genlerinde uzun göçlerle yüzyıllardır var olmuş. İnsanların, hayvanların, doğanın kanıyla, çıplak ayakların çarıkların lastiklerin teriyle, katırların kamyonların batıp giden teknelerin gözyaşıyla beslenmiş. İçtiğimiz suyun serinliğinden, yediğimiz ekmeğin sıcaklığına, sarındığımız koyunun postundan sığındığımız teneke damlara kadar bizim olan bizimle olan ne varsa en derinimizde yaşatıp çocuklarımıza torunlarımıza miras bırakıyoruz.

Bizim acımız bu coğrafyada önce insan olmak. Önce insan doğmak. Dünyanın en batısında doğan bebeklerle dünyanın en doğusunda doğan bebeklerin bizim bebeklerimize benzemesi kadar insan doğmak bizim acımız. Saç rengimizin farkı, gözlerimizin çekikliği, burnumuzun uzunluğu, boyumuz, ten rengimiz, konuştuğumuz dil - hani annemizin babamızın bize seslendiği lisan, dedemizin ninemizin anlattığı hikayelerin dili - ibadetlerimiz - gözlerimizi kapatarak gönlümüzü açtığımız Yaradan'a yalvarışımız, şükredişimiz, af dileyişimiz - İnsanız bu yüzden. Bizimle aynı olmayan komşularımızı sevdiğimiz için insanız. Her birimiz farklı topraklardan açlık, susuzluk, hastalıklar, savaşlar sebebiyle göç edip burada toplandığımız için insanız. Bütün o talihsiz olayların ardından çocuklarımıza daha güzel yarınlar bırakmak istediğimiz için insanız.

Bizim acımız yaşanılan yaşatılan acılardan ders alarak bugünümüzü çekilebilir kılmak. Çünkü acının yol açtığı hafıza yitimi sonrası insan, tarihî kimliğini yitirebilir. Coğrafyanızı terk etmek zorunda kalabilirsiniz. Yüzyıllarca işgal edip işgal edilebilirsiniz ancak tarihî kimliğinizi yitirdiğinizde geleceğiniz için atacağınız adımların anlamı ve amacı kalmaz.

Bizler, süreklilik haline gelen baskı ortamına alışmayacağız. Çünkü yaradılışımız gereği bir kuş kadar bir balık kadar hür'üz. Yıllardır biçim vermeye çalışılan aile içi dogmalarına şiirler yazdık, okul hayatımızı mahveden öğretmen-müdür- müfredat kordonuna şarkılar yaptık, ırkçı milliyetçilikler ve radikal dincilik uğruna içi çürütülen ordumuzu romanlara döktük, köylerdeki toprak ağalığını resmettik, fabrikalardaki patronculuklara film çektik, alışmayacağız. Öyle bir hâl peydâ oldu ki içimizde, bir yerde uzun süre kalamıyoruz. Hep bir kaçıp kurtulma isteği uyanıyor. Tam işleri rayına oturtup alıştığımızı düşündüğümüz sırada sömürü başlıyor. Almadan vermeler uzuyor. Başkaldırıyoruz insanlık adına. Bizim acımız sanatımızla, gerçeğimizle ve hatta yalanlarımızla yaşamaktan korkmamaktır.

Bu yüzden Bejan Matur'un Son Dağ kitabı ile İhsan Tevfik'in Gözleri Muhacir şiir kitapları aynı telden seslenir yaralarımıza. Çünkü şiir, uzun süredir bize dinlemeyi öğretti. Dinlerken anlamaya dair ilgiyi. Şiir, yıllarca bizi süzerek duyumsadı ve artık önümüze ne olduğumuzu ve ne olacağımızı sunuyor. Sahip olduğu bu yetiyle kuvvetli birikimini çoğaltıyor ve diğer sanat dalları arasında özel bir yer alıyor. Yılmaz Özdil, köşe yazısında edebiyatçı ile gazeteci arasındaki farkı "Edebiyatçı, birden çok kez okunacak teknikle, gazeteci ise bir seferde anlaşılacak şekilde yazar" diyerek belirtmişti. Bejan Matur ve İhsan Tevfik, acılar dağının zirvesine çıkan belleğimizi, defalarca okunacak şiir halatlarıyla yarınlara tutunduruyor.

nerden gelip nere giderler
nerde yaylanıp nerde kışlarlar
kande görünür kande ölürler
bilesiz paşalar, ağalar, beyler
bilesiz ve ikrar edesiz

şimden gerü çatlamış sabır taşına
buralarda "muhacir" deyeler

İhsan Tevfik

sana kelimelerden söz ediyorum
köklerin acıyı anlamasından
bana aşk gibi görünen
sende boğulma
mutluluk yok o an
aklın alanındasın hep
ve dönmezsin
bense durmadan
dalların kırılışını duyuyorum
kulağımda çınlayan gövdenin yıkılışını
ama gidiyoruz işte
suları geçerek
vadileri koklayarak ileriye
bilmediğimiz karanlığa gidiyoruz.

Bejan Matur

Güvenli Limanlar

.


Hayat yolculuğumuzda birden çok serüvene çıkıyoruz. Her serüvende fırtınalarla, dalgalarla, başka gemilerle ve bize eşlik eden tayfalarla karşılaşıyor, etkileşimde bulunuyoruz. Tamamı, hayatın onurlu fakat hiç rahat olmayan yolculuğunda onlara muhtacımız nispetinde sevgi ve saygı temsili oluyor. Söz konusu muhtaç olma durumunu lehimize kazandığımız her konu, onlardan birinin de kaybedilmesi ile sonuçlanacak. Çünkü hiç bir saygınlık, empati ile yürümez.
Sadece bir gün içinde bile onlarca duygu ve düşünce arasında gidip geliyoruz. Şaşırıyor, öfkeleniyor, hüzünleniyor, seviniyoruz. Bütün bu dağılmalarımız arasında giriştiğimiz işleri bitirebilmek için daha çok enerji harcamamız gerekiyor. Daha çok enerji, sağlam bir zihin ve iradeli bir vücut istiyor. O halde sığındığımız ilk liman, katıksız olarak kendimiz oluyoruz. İnsan kendine yatırım yapmaktan ne anlar? Şüphesiz, bankaların bireysel emeklilik paketlerini kastetmiyorum. Abartısız bir varlık değeri herkese yeter ve görgü kıyafeti, giyeceğimiz diğer kıymetlilerden daha parlak durur.
İnsanlar hevesinizi defalarca kırar. Üstelik en güvenli liman olan kendinizi onlara açtığınızda o limanın altına üstüne getirirler, yaparlar bunu ve yapacaklar. Kimse böyle bir yağmaya kendini hazırlayamadı. Kendinizi asla suçlamayın. İradenizi, kaderinizdekini yaşamak adına kullanın. Fakat yol ayrımlarına yaklaşıp seçim yapma zamanı geldiğinde kimse sizi, kontrolsüz halde bulmasın. Çünkü insan ilk yolculuğunu kendinden ayrılarak gerçekleştirir. Belirli bir dönem bizi tanımlayan alışkanlıklarımızdan yaş attıkça vazgeçmek, oturduğumuz evi, kullandığımız aracı, kıyafet seçimlerimizi değiştirmek hatta gençlikte marjinal, orta yaşta oportunist, yaşlılıkta nihilist eğilimlere girmek kendimize karşı muhalifliği yaşam boyu kanıtlar gibi görünür bana. İnsan kendi kabuğunu bile kırıp yeniliyorsa bağlı kalınacak bir güvenli limandan söz edilemez. Yine de içimizi karartmayalım. Güvensizliği bulaşıcı hale dönüştürmek toplumsal bir vakaya dönüşebilir. Hiç olmadığı yerde sınıfları ayıran bir düşünce mekanizması işler. Komşular birbirini şikayet eder. İş arkadaşları, müşterileriniz, market çalışanları... Adeta kimin kime selam vermesi gerektiğine kadar bir dizi kurallar zinciri peyda olur.
Hayatı zorlaştırmanın lüzumu yok. Sosyal güdülenmemizi destekleyecek yapılara ihtiyacımız var. Gülümseyen günaydın'lara, samimi iyi akşam'lara, girişimci nasılsınız'lara, lütfen siz buyurun'lara, senin için hallederim'lere ve sen aramasan da ben ararım'lara. Bölünmüş rutinliğimize nefes aldıracak gerçek idealler uğrunda üretmeye, çalışmaya ve Descartes'ın dediği gibi düşünmeye dair varlığımızı ispat etmeye. O zaman güvenli limanlarımızın belirsizliğini aramızdan kaldırabiliriz. Ruhumuzu saran sanatsal ışığa kendimizi adayıp mutlu olabiliriz. İnanarak başlayalım. 

E.K 
bu yazı bikaynak.com adresinde yayımlanmıştır. 

Yaz için bir ilk [deneme]

.

Yaz başlangıcındayız. Taşrada bahçelerin coştuğu günler. Mevsim meyvelerinin etrafa cömertçe dağılan kokusu sizi de anılarınıza götürür mü? Kese kağıtlarında evinize taşırken onları, geçmişe doğru gözlerinizi kapatmış bulur musunuz kendinizi? İtiraf etmeli sanırım şimdiki günlerimiz market reyonlarına benziyor. Aynı konsept, aynı dizilim. Yan yanayız ama ambalajlarımız bir. Tüketiyoruz, tüketiliyoruz. Sonra sonlanmayacak bu döngü için yine yerimize geliyoruz. Pazartesiden cumaya ve hızla geçen hafta sonlarımızla pazartesiye. Mezun oluyoruz, iş buluyoruz, hastalanıyoruz, evleniyoruz, çocuklar büyüyor. Pazartesiden cumaya. O içsel döngüyü koşuyoruz. Tabi yaz başlangıcı gibi dönemlerde umutlanıyoruz. Seviyoruz hayallerimizi. Yarın için hayal kurmayan bugünün keyfini sürebilir mi?
İnsan, geçtiğimiz kış, önceki yazdan en çok neyi özlemledim diye düşünüyor.  Bir aşk mı kalmıştı geriye sadece şiirlerde anımsanan ya da yazı hızla bitiren bir kızgınlık anı. Telaşsız başlayıp biten işlerimiz; en sevdiklerimizin dizinde geçen uykunun güveni. Yazın yaşattığı bütün deneyimlerden sonra kış özümseme, olgunlaşma evresi olarak gelir. Öyle ki yazla biten bir aşkın ateşini de eritir, zamansız deliliklerin heyecanını da. Kış bizi hep bir yaş büyütürken yazla koşar adım çocukluğumuza döneriz. Bu yaz da çocukluğunuz bol olsun.
Havalar daha da ısınacak. Araya günü birlik gelip giden misafirler gibi yağmurlar alacağız. Kavun, karpuz sezonu açılacak. Bir de akrabalarımızın düğün seremonileri. Bazılarına özenle hazırlanacağız bazılarına ise katıl(a)mayıp uzaktan resimlerine bakacağız. Her düğün sonunda olduğu gibi yeni anıların yorgunluğuyla baş başa bir yalnızlığın hüznünü tadacağız. Oğlu kızı evlenenler onun odasını boşaltacak. Aileden ayrılanlar her zaman kanatlarını evine yöneltmek isteyecek. Gazetelerde yoğurdun faydaları, klimanın zararları anlatılacak. Çay demleyeceğiz, pazar kahvaltılarına davet edileceğiz. Yeni eşyalarımız olacak. Belki yeni arkadaşlıklarla gelecek yeni alışkanlıklar. Hayatın ritmine kapılarımızı kapatmayalım. Geçtiğimiz yazın gelip gittiği gibi bu günler de kısa sürede geçecek.
Yine de henüz yazın başlangıcındayız. Ben unuttum artık o duyguyu; çocukların karne sevinci ne güzeldir şimdi. Sosyal medya terimi oldu ya paylaşmak! Aslında reelimizde paylaşmalı sevgiyi, gülen yüzleri, renkli çiçekleri. Reelimizde birbirimize ve dünyamıza iyilik duaları etmeliyiz. O zaman biraz açabiliriz market reyonu günlerimizin perdesini. Sıyırabiliriz ambalajımızı üzerimizden ya da kim bilir kurtulabiliriz de hızla tüketmekten. Bu yazıyı öyle yapın böyle yapın demek için yazmıyorum. Hatırlatmak istedim sadece. Hak etmediğimiz bir çok olayın içine istemsizce sürüklenirken hak ettiğimiz halde unuttuğumuz veya kaçırdığımız güzelliklere dair kısa bir anlatı olsun istedim. Çünkü kimse anlatmıyor eşyanın tabiatını, suyun ruhunu. Bize de uzun mesai saatlerinin ardından planlanmamış burukluklar kalıyor.  Planlanmamış burukluklarımızın çoğalmaması için plan yapalım fakat abartıya kaçmadan. Yoksa bu kez planlanmış burukluklar fırtınasına yakalanırız ki bu planmamışların sağanağına da benzemez.  
Ben bu yaz hayal ederek ruhumu dinlendireceğim. Geçtiğimiz yazdan beri toplumca öyle kırıldık ki ancak güzel zamanları, mutlu yarınları hayal ederek kendini iyileştireceğim.

bu yazı bikaynak.com sitesinde yayımlanmıştır. 

301. Soma

.

Türkiye, 13 Mayıs 2014'de tarihinin en büyük maden kazalarından birini yaşadı. 

Karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu 301 işçi vefat etti. 

Sorumlular kazanın üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hâlen cezalandırılmadı. Hiç bir yetkili istifa etmedi. Mahkemeler devam ediyor. 

Geride gözü yaşlı analar, babalar, eşler ve 432 çocuğumuz kaldı. 

Bu utanç bizim. 

#soma

300. Diyarbakır

.

"Ekili tarlaların ilaçlama zamanı geldi. Ama çiftçinin parası yok. Devletin 14 ilçe genelinde arpa, buğday, mısır, pamuk, yem bitkisi eken çiftçilere "tarımsal destekleme primi" olarak ödediği 167 milyon TL'nin 70 milyon TL'sine DEDAŞ (Dicle Elektrik Dağıtım) elektrik borcu gerekçesiyle bloke koydu."

"Bilinen 4 bin çiftçiden bir kesimi sulama sistemi için elektrik enerjisiyle bir kesimin ise "sulama birlikleri"nden elektrik enerjisine kıyasla daha uygun maliyetle sulama yaptığı bilgisi var. Bunun yanında ikisini de kullanmayıp kendi imkanlarıyla nehir, gölet gibi yerlerden tarlasını sulayan çifçiler de biliniyor. Çiftçi kayıt sisteminde bu tarlalar 'sulu tarla' olarak göründüğünden DEDAŞ bütün çiftçilere elektrik enerjisi ile sulama maliyeti çıkardı." bu sözler Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu'na ait. 

Vay uyanık DEDAŞ! 

299. İstatistik

.

2012-2015 yılları arasında SGK verilerine göre iş kazaları %322,6 artış gösterdi. 

TMMO Genel Başkanı Ali Ekber Çakar, istatistiklere göre iş kazalarının ve işçi ölümlerinin artışını sermayenin yüksek kâr hırsı ile işçi aleyhine politikalardan kaynaklandığını vurgulayarak şöyle ifade etti: "Neoliberal serbestleşme, özelleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, esnek / güvencesiz istihdam biçimleri, ağır çalışma koşulları, kadın / genç / çocuk emeği sömürüsü ile kayıt dışı istihdam."

Yasa, sorumluluğu işverenden çok iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimlerine yüklerken işverenler bu uzman ve hekimleri iş yerlerinde ayda 15 dakika çalıştırarak maliyetlerini minimuma indiriyor. 

İş kazaları, işçi ölümleri, meslek hastalıklarının azaltılmasına dair çözüm süreci sermaye yetkilileri tarafından başlatılmayacak. TMMO gibi kurumların, sendikaların, üniversitelerin, soruna dikkat çeken gazetecilerin çalışmalarına destek olun. 

.





298. Tohum

.

2006 yılında çıkan yerli tohum satışının yasaklanmasını öngören yasaya karşı ilki 2011'de yapılan İzmir Seferihisar Belediyesi'nin düzenlediği Tohum Takas Şenliği bu yıl 7. kez düzenlenecek. 

İlçede kurulan Can Yücel Tohum Merkezi'nde üretilen tohumlar küçük üreticilerle paylaşılıyor. Yerel tohumların besleyici ve sağlıklı olma özelliğine vurgu yapılan şenliğin kapsamı son 7 yılda Türkiye'nin bir çok bölgesindeki küçük üreticilere ulaştı. Bunun yanında boş durmayanlar da oldu. Tohum şirketleri hükümete baskı kurarak yerel tohum kullanımını hedef alıyor. Yani kendi kendimize yeterli olduğumuz en sağlam yerimizden bizi vurmaya çalışıyor. Beslenme kaynaklı sağlık sorunları da son yirmi yılın başat gündemlerinden. 

Sağlıklı ve yerel gıdaya destek vermek için bu şenliklere katılın. Dağıtılan tohum ve fideleri çiftçilerle paylaşın. Çiftçimizi de tohumumuzu da korumaya yardımcı olun. 

.


Eliz Edebiyat Dergisi 100. Sayı

.

9 yıl. 100. sayı. 

Siz hiç bir edebiyat dergisinin oluşumuna şahit oldunuz mu? Tarifsiz bir heyecan ve telaştır bir sayı hazırlamak. Gönül işidir uğraşmak. Gönlü düşmeyen zaman içinde kaybolur gönlü düşenlerin arasından. Eliz Edebiyat Dergisi dalya derken, benden de bir imza (şiir) saklıyor. 




297. Düğün

.

Soma'dan sonra düğün salonu açılmaz. 

.


296. Çocuk Bayramı

.

Bir 23 Nisan gerçeği: Ülkemizde 2 milyona yakın çocuk işçi var. 

Çalışan, çalıştırılan 10 çocuktan 8'inin hukuksal anlamda bir kaydı bulunmamakta.

2016'da 56 çocuğumuzu iş yerinde zorlu veya özensiz çalışma koşullarına kurban verdik. 

Eskisi gibi 23 Nisanlarda çok da neşe dolmuyor çocuklar. Çünkü trafik ışıklarında kağıt mendil satan, araba camı silen çocukların 23 Nisan'ın ne demek olduğundan haberleri yok. Utanması gerekenler nerede?

23 Nisan'ı bilen çocukların ortalamalarına da göz atalım. Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme kurumu kısa adıyla PISA geçtiğimiz aralık ayında 72 ülkeyi kapsayan araştırmasının sonuçlarını yayımladı. 72 ülkenin 15 yaş grubu çocuklarına bilim, matematik ve okuma düzeyinde uygulanan testler sonucu belirli bir ortalama çıkartıyorlar. Türkiye'nin, bilim matematik ve okuma seviyelerinde 50. sırada olduğu açıklandı.

Bugün ilkokula başlayan bir çocuk (2016-2017 öğretim yılı diyelim) 4+4+4 ve üzerine 4 yıllık üniversite dönemini de eklersek 2032 yılında mezun olacak. Buna yüksek lisans, doktora, diğer eğitim ve kurslar ile staj zamanlarını da eklersek yaklaşık 2035 yılında iş hayatına atılacak. Yukarıdaki PISA verileri ile muasır medeniyetler seviyesini ne kadar yakalarız, şimdilik meçhul.



295. Sahte

.

Soma Kömür İşletmeleri A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan Beyefendi, şirketin her türlü hukuki ve cezai sorumluluğunu yönetim kurulu üyelerinden Ramazan Doğru'ya vermiş. Bir belgeye konu kapsamında karşılıklı imzalar atılmış. Olmuş bitmiş kısaca.

Yani sen sorumlusun imzala dediklerinde şirketin bütün iş alanıyla ilgili hukuki sorumluluğu tek bir kişiye geçmiş oluyor öyle mi? Komik olmayın beyefendiler. Yönetim Kurulu üyesi dediğiniz biri, bir iki yılda değişir, yerlerine yeni isimler gelir. İşçiyle mi konuşurlar, madene mi girerler, vardiya sırası mı bilirler? 

Ramazan Doğru adlı yk üyesi de sorumluluğu işletme müdürü Akın Çelik'e devretmiş. Onlar da birer imza atmışlardır. Bu böyle böyle 301 madencimize kadar iner. Sonra da vefat ettikleri için kendileri sorumlu ilan edilirler. 

Ha, bu arada söz konusu imza da sahteymiş. Her şeyiniz pislik içinde Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. 

.



294. Çiftçi

.

Buğday üretim alanı on beş yılda 1520 hektar küçüldü. 
Pamuk üretim alanı 2 milyon 411 bin dekar küçüldü. 
Fındık üretimi dekarda 47 kg küçüldü. (113 kg dan 66 kg ya - neredeyse %50 küçülme)
Tütün üretimi 97 bin ton küçüldü.
Bu yıl Nar toplanmadı, narenciyeciler ellerinde kalan portakal ve mandalinaları yollara döktü, Denizli'de kazandırmıyor diye elma ağaçları söküldü. 

2018 yılında çiftçiler tohumu, şirketlerin sertifikalı tohumlarını satın aldığında teşvik kredi alabilecek. Kendi, yerel, ata tohumlarını kullananlar teşvik kapsamı dışında tutulacak. Bu uygulama ile çiftçilik, şirketlere bağımlı hale getirilecek. 

Tarıma sağlanan destek 3,5 kat arttı ancak bankaların verdiği nakdi kredi miktarı 13,5 kat artış gösterdi. Bütün bu koşullar altında 3 milyon hektar arazide çiftçi üretim yapmaktan vazgeçti.

Köylü tarımı iflası gördü. 

.


293. Asistan

.

Bugünkü konumuz asistan hekimlerin meslekten nasıl soğutulduğu üzerine. Hekimlerin psikolojisi, heyecanı, tutkusu nasıl öldürülür? Hasta ve hasta yakınlarına duyarsızlıkla yaklaşması nasıl sağlanır?

Türk Tabipler Birliği'nin ülke genelinde 515 asistan hekimin katılımıyla gerçekleştirdiği ankete göre asistanlığı bittiğinde eğitim kurumundan donanımlı bir uzman hekim olarak mezun olacağını düşünenlerin oranı % 32. Kalan % 68 doktorluğu döneminde hastalar üzerinde deneme yanılma ile tecrübe kazanacak gibi görünüyor.

Asistanların % 53'ü gün aşırı nöbet tuttuklarını belirtmiş. Neredeyse hepsi bunun yasadışı bir uygulama olduğunu bilmesine rağmen şikayet ettiklerinde Mobbing'e maruz kaldıklarını söyleyenlerin oranı % 93. Şiddet, hasta ve hasta yakınlarından önce bizzat sistemin kendisi tarafından uygulanıyor. 

Asistanların %81'i sağlıksız koşullarda çalıştıklarını söylüyor. Bu başlık çok önemli. Bir sağlık çalışanının, insanların iyileştiği şifa bulduğu yerler olan hastanelerden sağlık ocaklarından bahsediyoruz. Sağlıksız koşullara düşük ücretler ve angarya işler ekleniyor.

Anketin özeti %98 oranında nitelikli uzmanlık eğitimi alınmaması. Hal böyleyken doktorluk mesleği ile sağlık sistemi reçetelere ilaç yazmak ve her önüne gelene neşter vurmaktan öte gidemiyor.

.


292. Mardin Kapı

.

Mardin Derik'te 92 kişilik geçici işçi alımı için 1016 kişi başvuruda bulundu. Başvuruda haksızlık veya usulsüzlük yaşanmaması için noter huzurunda kura çekildi. 

Zonguldak'ta da benzer şekilde 1000 kişilik geçici işe 5000 kişi başvuruda bulundu. Adı Toplum Yararına Çalışma Programı olan bu uygulama ile iş ve işsizlik sorununun boyutları yeniden fark edilmiş oldu.


Aralık 2016 İşsizlik verileri bir önceki yılın aynı dönemine oranla %12,7 artış gösterdi. Bilinen işsiz sayısı 4 milyon. 

.


291. Sağlık

.

Sağlıkta Dönüşüm Programı: 5 yılda 46.361 sağlık çalışanına saldırı. 

Performans sistemi ile nicelik artarken hizmetin kalitesi düştü. Hasta, müşteri gibi muamele görüyor. Sağlık hizmetini müşteri gibi yeterli veya yetersiz alan - aldırılan hasta ve yakınları sistemi işletmeye çalışan sağlık personeline saldırıyor. Ne de olsa herkes için insan olma değeri yüksektir. 

.


290. Çocuk Baba

.

"Madene giden babalar ölür"

Soma Çocukları

.


289. Krom

.

Yer: Muğla Fethiye ilçesi Krom Madeni çalışması

İş: Kontrollü patlatma

39 yaşındaki Sezgin Altın adı kontrollü olan kontrolsüz patlatma sonucu göğsüne ve başına isabet eden taş parçaları sebebiyle hayatını kaybetti. 

Soruşturma başlatılan olayla ilgili kontrolsüzlükler önümüzdeki günlerde açığa çıkacaktır. Bir dip not: 2002'den bu yana 18.400 işçi kontrollü(!) iş yaşamı sonucu hayatını kaybetti. 

.


288. Soğuk

.

Nasıl da geldi kış, ani ve gürültülü. Yazın bütün seslerini bastırarak. Erken saatlerin uzun yürüyüşleri, geç saatlerin şarkılı sarhoşluklarına, nasıl da indi kış...

#soma


.

287. Haber

.

"Siz daha, çok ölüm haberi yaparsınız Soma'dan?" 
Soma'da İmbat Maden Ocağı İşçileri 


İmbat Maden Ocağında kömür kırıcı diye tabir edilen elektrikli kepçeye sıkışan 44 yaşındaki maden işçisi yaşamını yitirdi. Bu makine çalışırken 50 metre yakınına yaklaşılmasının yasak olduğunu söyleyen arkadaşları büyük ihtimalle makinenin kaydığını belirtiyor. Arkadaşlarının ölüm haberini ise tesadüfen aldıklarını belirten maden işçileri, söz konusu kurumdan konu ile ilgili hiçbir açıklama yapılmadığını söyledi.